Bimarhane Nedir? Daru’ş şifa nedir?

Yazan: admin 17 Ocak 2010 Pazar  
Kategori: Osmanlı Tarihi

Bimarhane nedir? Diğer bir ifade ile Daruş Şifa Nedir?

Böyle bir yazıyı paylaşmamdaki maksat bilinen yanlışların en az seviyeye indirgenmesine katkı sağlamaktır.

Geçenlerde okuduğum bir deneme yazısında uzun uzun cümlelerin arasında geçen bimarhanelerin günümüz toplumunda anlaşıldığı gibi tımarhane yada sadece akıl hastanesi olarak anlatılması yanlışıdır. Bimarhaneler diğer adıyla Daru’ş şifa dır (şifa verilen, şifa dağıtılan yer) ki öyle olmadığını ispatlamaktadır.Bununla ilgili tarihi belgeler arşivlerde bulunmaktadır..

Bimarhaneler günümüzde akıl hastaneleri olarak bilinsede aslında sadece akıl hastanelerinden ibaret değildir. Bilhassa 19.yy sadece akıl hastanesi olarak kullanılmaya başlandığından dolayı günümüzde akıl hastanesi olarak hafızalarda kalmıştır..Bimarhanelerin Bir diğer ismi ise Darüşşifa’dır yani şifa verilen yer anlamına gelmektedir ki maristan, dârü’s-sıhha (sıhhatin verildiği yer), dârü’l-âfiye (afiyetin verildiği yer) isimler ile de zikredilmektedir.

Aslında Bimarhaneler kurulduğu dönemlerde ve taa ki 19. yy. başlarına kadar bimarhanelerin iç kuruluna baktığımız zaman Baş Hekim, Yardımcı Hekimler, Göz Hekimleri, Cerrahlar ve Bakıcılardan oluştuğunu görmekteyiz. Yine Bimarhanelerde hastalıkların tedavisi ile ilgili hükümler açık bir şekilde yazılmış ve halka bildirilmiştir.

Bir başka değişle ifade edecek olursak  günümüzde yanlış bilindiği üzere bimarhaneleri ney,su, keman gibi insanı rahatlatan seslerin çıktığı enstrumenlar ile insanların tedavi edildiği ve avlusundan gökyüzünün rahat bir şekilde görülebildiği ve bunun yanında diğer hastalıklarında tedavi edildiği bir yer olarak anlayabiliriz..

Metin KILIÇ

Devamını oku

Popularity: 67% [?]

Milli Temeller Üzerine Yükselme ve Utanma

Yazan: admin 17 Ocak 2010 Pazar  
Kategori: Osmanlı Tarihi

Geçtiğimiz senelerde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan Bir Üniversitede Konuşma Yaparken Hadden Aşırı milletimize iftira ederek bütün dikkatleri üzerine çekmişti. Gündem malumunuz ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ ile ilgiliydi. Canı yanmış olacak ki bu türlü saldırgan davranışlar sergilemeye başlamış. Dediklerini aynen siz değerli okurlar ile paylaşmak istiyorum..

“Biz Türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık. Biz yakıp yıkmak için var değiliz. Biz yaratmak, geliştirmek ve çağın üstüne geçmek için varız.”

bu sözlerin ardından Allah’tan kor diyeceğim ama o şu anda cezasını çekmekte zaten bu saatten sonra korkması bir şey değiştirmeyecektir.. Bir tevafuk eseri bu sözleri internette görüp tekrardan hatırlayınca sinir krizleri geçirdim ve Amerikalı Profesör Rufi’ninde dedikleri aklıma geldi.. Halen böyle düşünenler kendini bu necip milletin evlatları olarak görüyorlarsa utansınlar ve lutfen araştırmalara başlasınlar..

ÇYDD ve Benzeri Düşüncelere Sahip Olanlar için…

Nihat Sami Banarlı‘nın Amerikalı Profesör Rufi ile sohbeti esnasında söz dönüp dolaşıp batılılaşma üzerine açılınca Profesör Rufi’nin:

“Siz tarihte defalarca başarı kazanmış bir milletsiniz. Bize veya başkalarına imrenmek sizin neyinize? Biz yeni bir millet oldulduğumuz için,tarihte muvaffak olmuş milletlerin sırlarını araştırır ve bulduklarımız içerisinde kendimize uygun gördüğümüzü asrımıza tatbik ederiz. Sizden aldığımız kıymetler vardır.Eğer ilerlemek istiyorsanız, muvaffak olduğunuz asırlarda hangi meziyetlerinizle, hangi usul ve teşkilatınızla kazandınız? bunları araştırınız ve bulduklarınızı modernize ediniz. Kendi milli ve denenmiş temelleriniz üzerinde yükseliniz.” diyerek bizi utandırdığını..

Biliyor muydunuz.. Devamını oku

Popularity: 17% [?]

Akıl Hastalarını Tedavide Hayallerin de Ötesi

Yazan: admin 17 Ocak 2010 Pazar  
Kategori: Osmanlı Tarihi

Darüşşifa; 1228-1229 tarihLeri arasında Ahlatlı Hürremşah ve Tiflisli Ahmet tarafından inşa ediLmiştir.AkıL hastaLarının müzik ve su sesiyLe tedavi ediLdiği iLk hastanedir.Darüşşifa hastanesi Amasya iLimizde buLunmaktadır.

Hayal Müessesesi

Kendi tarihinden utanan bir millet haline getirilmeye çalışılan bu necip millet öncelikle okumaktan soğutuldu ve sonrasında ise istenilen bilgi insanlara aşılandı. En basitinden olaylara bakacak olursak Şanlı Devletin kimsenin aklına gelmeyecek olayları gerçekleştirmesi üzerine bunu gören yabancılar şaşkınlıklarını gizleyemeyerek itiraflarda bulunması, bizde ise halen bazı duyguların uyanmamış olması ne acı bir durum..

Örnek verecek olursak eğer “Akıl Hastalarını Tedavi Yöntemi” ile Bir Giriş Yapabiliriz..

Teb’asını “Emanetullah” olarak gören Osmanlı Devleti‘nde, akıl hastalarına bimarhanelerde son derece şefkatle muamele edilip ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi edildiğini,

Aynı dönemde Avrupa‘da ise (özellikle Paris ve Londra gibi bilinen yerlerde) akıl hastalarının ruhuna şeytan girmiş denilerek tam anlamıyla bir vahşet ve barbarlık olan diri diri yakılma işleminin gerçekleştirildiğini,

İstanbul’daki bimarhaneleri gören Mongeri Pere’nin “Burası Avrupa’nın asırlar sonra tahayyül edeceği bir hayal müessesesidir.” dediğini ve Osmanlı Devleti’nin uyguladığı bu musiki yöntemini Amerika Birleşik Devletleri ancak 1956 yılında uygulamaya geçirebildiğini

Biliyor muydunuz? Devamını oku

Popularity: 31% [?]

Kısa Bir Tarih Yolculuğu Yapmak

Yazan: Metincan 10 Ocak 2010 Pazar  
Kategori: Osmanlı Tarihi

Öncelikle en içten sevgilerime siz değerli kardeşlerimi, ağabey ve ablalarımı selamladıktan sonra geçen gün dinlediğim bir radyo programından aklımda kalanları sizlerle paylaşmak istedim..

Konu Başlıktan da tahmin edeceğiniz üzere Tarih ile ilgili :) en sevdiğim konudur.. Her neyse program Burç FM Radyosunda Ünlü Araştırmacı Yazar Mustafa Armağan ile Tarihin Ufuklarında’ydı.

Konu güncel tarih ile açılmışken biraz ara sokakların tarihine dalınca Mustafa Armağan Beyefendi Daha bir dikkatle dinlemeye başladım programı.. Gerçi bir çok konu yine bildiğimiz şeylerdi anca uç noktalara değiniyordu Mustafa Bey..

Mesela Öncelik olarak konu Osmanlı Devleti‘nde yapılan Camiler ile açılmıştı ve söz Padişahların yaptırdıkları camilere gelince bunların özel bir isimlerinin olduğunu ben o zaman öğrenmiştim.

Padişahların yaptırmış oldukları camilere “SELATİN” ismi verilmekteymiş.

Sonrasına konu Hanım Sultanların Yapmış oldukları camiler ile devam ederken dikkatimi çeken bir nokta olmuştu. Mesela;

Hanım Sultanlar Yaptırdıkları Her Caminin yanına Bir de Kütüphane yaptırırlarmış ki buda bize anlatılanların aksine Osmanlı Devleti‘nin ilme ne kadar önem verdiğini göstermektedir..

Sohbete gerçekten doyum olmuyordu. Konular konuları açıyor ve zaman hızlı bir şekilde ilerliyordu..

Konu İstanbul’dan açılmıştı ancak bu bilgiler benim daha önceden merakımdan araştırdığım bilgiler idi.Daha doğrusu ufacık bir bilgi idi.. İstanbul’un Eski İsimleri.. Medeniyetlerin Başkenti, Kardeşlikler Diyarı ve Tarihin Merkezi İstanbul’un eski isimleri ile ilgiliydi..

İstanbul’un Eski İsimleri

Ben burada çok eskilere gitmeceğim, Tarihi Bizanslılar ile sınırlandırmak istiyorum..

Bizanslılar Döneminde İstanbul‘a  MS 330 Yılında Secunda Roma, MS 5.yy Nova Roma ve çok sonraları Bizantion ve En çok kullanılan ki son dönemlerinde de kullanılan budur Konstantinopolis isimlerini kullanmışlardır. İstanbul Kutlu Peygamberimizin de Müjdelediği üzere İslam ile müşerref olunca değişik isimler ile anılmaya başlanmıştır. Osmanlı Dönemindeki İstanbul isimleri ise şöyledir; Sultanü’l-Berreyn, Pây-i Taht-ı Saltanat, Pây-i Taht, Makarr-ı Saltanat, Mahrûsa-i Saltanat, İslambol, İstambol, Istanbul, Hakanü’l-Bahreyn, Âsitâne-i Şâh-ı Cihân, Âsitâne-i Saadet-Âşiyan, Âsitâne-i Saadet,Âsitâne-i Pâdişâhî, Âsitâne-i Hümâ Âşiyâne, Âsitâne-i Devlet, Âsitâne-i Aliyye gibi birbirinden güzel isimleri kullanmışlardır..Tabii bu isimlerin kimisi aynı dönemde Osmanlı Devletinin bulunduğu konumdan dolayı aynı anlarda kullanılmıştır, Kimisi ise sonraları zaman ile değişmiş veya değişime uğramışlardır.

Evet Değerli Misafirlerim Tarih Yolculuğunda Daha bir çok durağımız vardı ancak şimdilik bu kadarı ile yetinmek istiyorum..

Bir Sonraki yazıda buluşmak dileği ile Esenlik ve Mutluluk içinde kalın.

Metin Kılıç

Popularity: 9% [?]

Osmanlı’da Berber Olmak !

Yazan: Metincan 28 Aralık 2009 Pazartesi  
Kategori: Osmanlı Tarihi

Selamlar güzel ülkemin güzel insanları..

Eminim ki şu şekilde başlayan cümleleri sıkça duymuş yada kendiniz bile bu cümlelerden kurmuş olabilirsiniz..

“Biliyor musunuz?” diye başlayıp “…şeklinde devam etmiştir.” gibi yada insanı hayretler içinde bırakan cümleler ile başlayıp sonrasına  “bunları biliyor muydunuz.” diye noktalanan cümlelerdir.

Benim şimdi burada yapacağım şeyde bu klasikleşmiş ! ancak bir okadar da güzel olan cümlelerden kurmak olacaktır.Aslında klasikleşmiş diyoruz ancak genelde bu klasik kelimesi toplumumuz tarafından artık işe yaramayan yada gereksiz anlamlarında kullanılmaya başlanmıştır. Halbuki klasik olan bir şey artık nadide olan değil midir? Herneyse anlatacağım şey bu değildi sözü fazla uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum.. Konu İbrahim Refik Hocamın kitabından alınmıştır.“Osmanlı’da Berber Olmak”

Çok değerli ve nadide insanlar;

Avrupa’ya karşılıksız ilan-ı aşk etmeden önce berberin adı “hallak” idi; yani “traş eden” demek. Sonra İtalyancanın “barbiere“sini alıp “berber” yaptık. Derken batılılaşma merakının zirveye çıktığı 1900′lerin başında berber yerine “perukar” demeye başladık; ama kısa zamanda onu da bıraktık ve Fransızcada “saçını düzene koymak” demek olan “coiffer” fiilinden gelme “kuaför’ü” ithal edip biraz daha Avrupalılaştık !..
Devamını oku

Popularity: 9% [?]


Google PageRank Checking tool Display Pagerank